Sarı Biyoteknoloji
- Kaan Mika
- 2 Şub 2025
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Şub 2025
Biyoteknolojiyi anladık da neden sarı diyecek gibisiniz biliyorum. Ne olduğunu açıklamadan önce diğer renk biyoteknolojileri üzerinde biraz duralım. Kırmızı biyoteknoloji tıp alanını, yeşil biyoteknoloji tarım alanını, beyaz biyoteknoloji ise endüstriyi kapsıyor. Sarı ise son yıllarda hızla gelişmekte olan bir alan ve böceklerin tıp, tarım, yemek ve endüstri alanındaki tüm kullanımlarını içeriyor. Bu alanda böceklerin tamamı, bazı hücreleri veya organları ve hatta bağırsaklarındaki mikroorganizmalar dahi kullanılabiliyor. Sarı denmesinin sebebi ise (bana sorarsanız başka renk bulamamışlar) böceklerin kanı olarak bilinen hemolenf sıvısının sarımsı bir renk olması.

Günümüzde hala çok az bilinen bu alanla ben İsviçre’de ETH Üniversite’sinde yapılan bir konferansta tanıştım. Prof. Dr. Andreas Vilcinskas’ın verdiği bu seminerin başlığı sarı biyoteknolojiydi ve hiçbir açıklama yoktu. Bizim binadaki konferanslar çok alakasız olabiliyor çalıştığım konuya ama içimden bir ses bana buraya gitmemi söyledi işte… Ve Dünya’nın bu alanda en çok tanınan profesörlerinden biriyle tanışma fırsatı yakaladım, sonra da bu konudaki araştırmalarım devam etti. Sizlere çok güzel bir haberim var! Böcekler tüm dertlere deva!
Gıda sektörü
İster inanın ister inanmayın insanlar böcek yiyorlar. Bu şempanzeler, orangutanlar ve hatta goriller tarafından bile yapılan bir gurmelik diyebilirim. Bir çoğunuz bu konsept ile Tayland veya Vietnam gibi bir seyahatinizde karşılaşmıl olabilirsiniz. Tezgahlarda satılan kızartılmış hamamböcekleri, biranın yanında tüketilen limon soslu çıtır cırcır böcekleri ve tuzlu çekirgeler… Biliyorum iştahınız açıldı bile!
Böcek tüketimi Asya ile sınırlı değil, Afrika, Güney Amerika, Avusturalya gibi kıtalarda böcekler yüzyıllardır tüketiliyor. Hatta Hıristiyanların kutsal kitabı olan İncil’de bile çekirgelerin yenebileceği yazılmış, yani en az 2000 yıllık bir gelenekten bahsediyoruz.
Geçtiğimiz yıllarda Avrupa ve Amerika’da böcek yemekleri üzerine yapılan yatırımların gittikçe arttığını bariz bir şekilde gözlemliyoruz. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi çevre bilinci, ne alaka diyecek olursanız böcekler protein içeriği açısından oldukça zengin canlılar ve aynı miktarda bifteğe, tavuk etine ve hatta sebzelere göre bile çok daha az su istiyor. Bu da su kaynaklarını dikkatli kullanmamız için adeta bir fırsat!
Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı bir rapora göre 2050 senesinde Dünya’nın kendine yetecek yemeği üretemeyeceği tahmin ediliyor. Yani alternatif yemeklere yönelmemiz şart. Laboratuvarda et üretmek, dikey tarım gibi yöntemler gelişmekte olsa da, hiç biri böcek tüketimi kadar umur vermiyor diyebiliriz.

Sizi bilmem ama ben böcek yiyen bir dostunuzum, İsviçre’de böceklerden hamburgerler, tatlılar, cipler ve hatta çikolatalar bile yapıyorlar. İnanmayan Zürih’te kurulmuş olan bu şirkete göz atabilir:
Böcek üretiminin en büyük dezavantajı enerji tüketimi. Laboratuvarlarda üretilen böcekler için diğer gıda ürünlerine göre çok daha fazla enerji harcanmakta. Bunun önümüzdeki yıllarda değişeceğini öngörürsek, böcekler mutfağımıza girecek gibi gözüküyor. Ne dersiniz, Türkiye gibi bir etobur ülke de tutar mı böcekler? Hepimiz göreceğiz.
Tıp
Böceklerin kullanım alanları yemekle de sınırlı kalmıyor, kozmetikten tutun ilaç sektörüne kadar birçok alana cevap veriyorlar. Mesela gök sineklerinin yüzyıllardır yara tedavisinde kullanıldıklarını biliyor muydunuz? Bu sinekler aslında mikrop bulaştırması ile bilinirler, fakat laboratuvar koşullarında steril olarak yetiştirilirlerse dokularımızın hızlı iyileşmesi için kullanılabilirler. Bu teknik Napolyon’un orduları tarafından bile kullanılıyormuş. Yaralı askerlerin yaraları enfeksiyon kapmaması için gök sineği larvaları ile tedavi ediliyormuş. Gök sinek larvaları ölü dokuyu yerken, sağlıklı dokuya dokunmuyor. Ayrıca yaranın asitlik/bazlık dengesini koruyarak zararlı mikroorganizmaların üremesini de engelliyor. Sizi bilmem ama ben steril olduğunu bilirsem gök sineklerin yaramı temizlemesine müsaade edebilirim.

Böceklerden en çok yararlanacağımız konu ise antibiyotik direnci olacak diye düşünüyorum. Eminim bu global problemin ne kadar tehlikeli olduğunu tahmin edebiliyorsunuz. Bazı hastalıklara cevap veren antibiyotikler elimizde artık mevcut değil, çünkü bakteriler mutasyonlar geçirerek evrildi ve ‘Super Bug’ olarak bilinen birer canavara dönüştüler. Hastanelerden, kiliselere, metrolardan, alışveriş merkezlerine, bu dirençli bakteriler ne yazık ki artık her yerdeler! Fakat bazı canlılar mikroplarla bizden milyonlarca yıl önce savaşmaya başladı ve bizim aklımıza gelmeyecek yöntemler üretmişler gibi gözüküyorlar. Tabi ki gene böceklerden bahsediyorum. Karıncalar, bazı yaban arısı türleri, siyah asker sineği larvaları, termitler bu böceklerden sadece birkaçı. Dünya’da yaklaşık 10 milyon böcek türü tahmin edildiğine göre, böceklerden öğreneceğimiz daha çok şey var gibi duruyor. Bırakalım bu mikroplarla bizler değil, inatçı karıncalar savaşsın ve onların ürettikleri yeni nesil antibiyotikleri eczane raflarına katalım. Bunun için böcekler üzerine yapılan çalışmalara olan desteğin artması şart, umarım Türkiye’de bilim politikalarına yol veren bazı insanlara bu yazım ulaşır.
Bu konuda kısa bir yazı hazırladım, bu linkten bakabilirsiniz. Önümüzdeki dönem Insects360 projesinde böceklerin nasıl kullanıldığının farklı örnekleri ile karşınıza çıkacağım. Eğer yazılarım hoşunuza gidiyorsa internet siteme kaydolabilir ve yeni yazılarım çıktığında ilk okuyanlardan biri siz olabilirsiniz. Değerli yorumlarınızı ve görüşlerinizi bekliyorum.
Böcekle kalın!




Yorumlar